Kesişen mücadeleler (17/05/2009
Radikal Gazetesi)
Rosa Parks (solda),
ayrımcılığa karşı mücadele etti ve kazandı. Teslime Taplacı da aynı mücadeleyi
veriyor.
Sakatlığa dayanan ayrımcılık dört
biçimde ortaya çıkabiliyor. Bunlar, rahatsızlık, koruma, genelleme ve damgalama
olarak sıralanıyor
5 Mayıs 2009 Salı, yargı tarihimizde
örnek sayılabilecek bir gelişmenin yaşandığı gündü. Tekerlekli sandalye
kullanıcısı Teslime Taplacı'nın, otobüslere alınmaması ya da yolcuları rahatsız
ettiği gerekçesiyle, otobüsten inmeye zorlanması gibi ayrımcı
tutum/yaklaşımlara hedef olduğu birçok örnekten, yargıya ulaşan bir deneyimle
ilgili karar duruşmasının günüydü bu tarih.
Dava, 5237 sayılı TCK'nın
"Ayrımcılık" başlığını taşıyan 122. maddesinin 1-a bendine
dayanılarak açılmıştı. Söz konusu maddede, '(1) Kişiler arasında dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım yaparak: (a) ... bir hizmetin icrasını veya hizmetten
yararlanılmasını engelleyen... (2) Kişiler hakkında altı aydan bir yıla kadar
hapis veya adli para cezası verilir' hükmüne yer veriliyor. 5378 sayılı
"Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun"un, TCK madde 122'ye yaptığı eklemeyle
"özürlülük" de bu maddenin kapsamına girdi. Taplacı'nın yaşadığı
deneyimde, ulaşım hizmetinden yararlanılması engellendiğinden, TCK madde 122
bağlamında ayrımcılık suçu gerçekleşti. Beyoğlu 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nde
görülen dava, şoförün altı ay hapis cezası alması ve ehliyetinin altı ay
süresince geri alınarak halk otobüsü çalıştırma yasağı getirilmesiyle
noktalandı.
Bu örnek, sakatlığa dayanan ayrımcılık
konusunda klasik bir örnek olsa da, yargı tarihimizde sakatlığa dayanan
ayrımcılığın önlenmesi konusunda bir "ilk" olduğundan kuşkusuz
önemlidir. Bu noktada, yargıcın duyarlılığını ayrıca belirtmek gerekir.
Ek olarak, yargı tarihimizde sakatlığa
dayanan ayrımcılığın önlenmesi konusunda ilk olsa da, Taplacı'nın otobüslerde
yaşadığı ilk ayrımcılık deneyimi değildi. Yargı kararına konu olan deneyiminden
1.5 ay önce, başka bir iki katlı halk otobüsünde, önce sandalyesini kapatarak
koltuklarından birine geçmesi söylenmiş, Taplacı yüzde 95 engelli olduğunu,
sandalyeden kalkmasının olanaksız olduğunu vurgulamıştı. Bunun üzerine,
yolcuları rahatsız ettiği "gerekçesiyle", otobüsten inmeye
zorlanmıştı. Muavinle Taplacı arasında geçen konuşmayı dinleyen bir yolcu,
"Ben rahatsız olmuyorum. Rahatsız olan var mı?" diyerek itiraz etmiş
ve diğer yolculara seslenmişti. Böylece Taplacı yolculuğunu sürdürmüştü.
Yaşadığı tatsızlığın ardından duygu ve düşüncelerini dile getirdiği yazıya
konuya ilişkin izlenimleri: "... 17 yıldır engelli yaşıyorum ve bu olay
yeni engelli olduğum günlere tesadüf etseydi bir daha dışarı çıkmaya cesaret
bile edemezdim herhalde..." sözleriyle yansımıştı.
Ayrımcılık türlerinden biri
Amerika'da kabul edilen bir
sınıflandırmaya göre, sakatlığa dayanan ayrımcılık dört biçimde ortaya
çıkabiliyor. Bunlar rahatsızlık, koruma, genelleme ve damgalama olarak
sıralanıyor. Örneğin, restoran, bar gibi yerlerde müşterilerin rahatsız olduğu
öne sürülerek, sakatların ortamdan ayrılmasının istenmesi, rahatsızlık türüne
giriyor.
Washington DC'de yüksek lisans eğitimi
gördüğüm süreçte sakatlara yönelik tutum/yaklaşımları gözlemleme fırsatım da
olmuştu. Otobüse bindiğim bir gün, ineceğim yere yaklaştığımız için kalkıp
kapıya yanaştım. Durağa gelince otobüs durdu. İneceğim sırada şoför, elimdeki
beyaz bastondan az gördüğümü/görmediğimi anlamış olacak ki, "bir
dakika" dedi. Şoföre döndüm. Otobüsten bir ses geldi ve şoför gülümseyerek
"tamam, inebilirsiniz" dedi. Araç kaldırım düzeyine inmişti. Aynı
işlemin durakta beklerken bir yaşlı yolcu için de yapıldığını görmüştüm.
Durakta otobüs beklediğim bir başka gün, tekerlekli sandalyeli bir yolcunun da
otobüs beklediğini gördüm. Otobüs gelince bindik. Şoför kalktı ve ön kapının
yanında bulunan koltukları kapattı. Tekerlekli sandalyeli yolcu boşalan yere
geçti. Otobüs kalktı. Kimse ona, "Sandalyeni kapat, koltuğa geç!",
"Yolcuları rahatsız ediyorsun. Otobüsten in!" ya da bir polisin
Nazmiye Güçlü'ye söylediği gibi, "Madem ki sakatsın evden çıkma!"
türünde, en hafif deyimiyle can sıkıcı sözler söylememişti.
Diyelim ki, İstanbul'un kalabalığı,
otobüslerin erişilebilirlik sorunu nedeniyle, koltukların kapatılması, aracın
kaldırım düzeyine indirilmesi olanaksız. Ayakta yolcu taşımaması gereken iki
katlı halk otobüslerinde boş olan bölüme tekerlekli sandalyenin yerleşmesi
olanaksız mı?
Taplacı, yalnızca, ayrımcı
uygulamalara hedef olmadan, ulaşım hakkını kullanabilmek istiyor. Bu istek,
kendisini ve benzer konumda olanları kapsıyor. Bundan daha doğal ve yalın bir
istek olmasa gerek. Üstelik, 30 Mart 2007'de BM'nin imzaya açtığı, Türkiye'nin
de ilk imzacı devletler arasında yer aldığı "Sakat Hakları
Sözleşmesi" de, hak ve özgürlüklerin ayrımcılıktan uzak bir biçimde
uygulanmasını bir yükümlülük olarak öngörüyor. Ek olarak, aynı sözleşmenin 3/b
maddesinde ayrımcılık yapılmaması ilkesi yer alıyor. Dolayısıyla, ayrımcı
uygulamaların yaptırıma uğraması ve otobüslerin erişilebilirlik sorununun
ivedilikle çözülmesi gerekiyor.
Taplacı ve Parks
Taplacı'nın bu değerli çabasını ayrıca
anmak gerekir. O, kendisine yönelen haksızlığın etkisine kapılmak yerine
tatsızlığın yaşandığı tarihi, saati, olayın yaşandığı aracın plakasını ve
otobüsün hangi yerler arasında çalıştığı gibi, olayın önemli ayrıntılarını not
ederek bilinçli bir yurttaş tutumu sergiledi. Taplacı'nın verdiği bu ödünsüz,
onursal mücadelede, kendisiyle benzer konumda olanların da, ulaşım hakkını
ayrımcılığa uğramaksızın kullanma ve sürdürmelerini sağlama kaygısı vardı.
Anmanın anıdır. "Amerikan yurttaş
hakları hareketinin anası" Rosa Parks, siyahların özgürlük mücadelelerinde
öncü adlardan biri. Parks, Aralık 1955'te Alabama/Montgomeriy'de bir iş çıkışı,
otobüse bindi. Daha sonra kendisinden yerinden kalkarak koltuğunu beyaz bir
yolcuya bırakması istendi. Parks, şoförün uyarısına karşın, yerinden kalkmayarak
isteğe direndi ve direnişi nedeniyle tutuklandı. O yıllarda siyahlar, otobüse
arka kapıdan binmek, kendilerine ayrılan arka koltuklara oturmak zorundaydı
çünkü ön koltuklar beyazlara ayrılmıştı. Ek olarak, beyazlara ayrılan ön
koltuklarda yer yoksa, beyazlar, siyahlara ayrılan koltuklara yönelebiliyordu.
Siyahların oturduğu koltuklar da doluysa, bir siyahtan yerini kendisine
vermesini isteyebiliyordu. Beyazların her zaman, her yerde öncelikli ve
ayrıcalıklı olma mücadelesinin doğal sonucuydu bu. İktidarını sürdürme
çabalarının en ateşli dönemleriydi. Parks'ın tutuklanmasının ardından başlayan
ve tarihe "Montgomery otobüs boykotu" olarak geçen eylemle siyahlar
bir yıl süreyle otobüslere binmeyerek, olaya duydukları tepkiyi gösterdiler.
Sonunda, otobüslerdeki bu çirkin uygulama Amerikan Yüksek Mahkemesi'nin
kararıyla ortadan kaldırıldı.
Dün, Rosa Parks, ayrımcılığa karşı
mücadele ediyordu. Sonunda siyahların ulaşım hakkı, beyazların dudakları
arasında kalmaktan kurtuldu. Bu kurtuluşta, Parks'ın emeğinin katkısı büyük.
Bugün de Türkiye'de Teslime Taplacı hak mücadelesinde benzer bir katkıda
bulunma çabası içinde.